Boyaların ve fırçaların şarja takıldığı günlerin dijital kanvası: iPad Pro.

Apple ürünlerinin pek çoğunda alışık olduğumuz ve o ürünleri farklı kılan işin “deneyim” boyutu, ancak iş iPad ailesine geldiğinde durum çok farkediyor. Ben bunu nasıl yansıtacağımı düşünürken, işleri akışına bırakmaya ve kendi özel hayatımda gördüğüm şekliyle yazmaya karar verdim. Bu yazı, daha çok bir anı olacak. Bu yazı, çizim yapmanın yaşattığı hissi ve bu hissin verdiği çocukluğa dönüş şansından bahsedecek, genel olarak iPad’in hayatı bir şekilde değiştiren tarihsel sürecini de ele alacak.

Bu incelemeyi yazmadan önce kafamda oluşturduğum taslak, sonunda okuyacağınız halinden çok farklıydı. Bu süre içerisinde, cihazın pek çok sitede, pek çok incelemesi geldi, ben, 12 Kasım’dan beri, belki de Türkiye’de cihazı ilk kullananlardan biri olarak incelemelerin yayınlanmasını bekledim, perşembe günü Apple Pencil de elime ulaştığında, incelemeye hazırdım. Pek çok Apple ürünü için yapılan incelemelerde gördüğüm, ürünlere maalesef sadece donanım tarafından bakılan, deneyimden çok da bahsetmeyen, ürünlerin geçmişinde uğradığı değişime pek de yer vermeyen, bir parça ruhsuz, tekniğe takılmış yorumlardı. iPad gibi bir cihazı incelerken gözden kaçırmamız gereken en önemli nokta da bu.

Apple ürünlerinin pek çoğunda zaten alışık olduğumuz ve o ürünleri farklı kılan işin “deneyim” boyutu, ancak iş iPad ailesine geldiğinde durum çok farkediyor. Ben bunu nasıl yansıtacağımı düşünürken, işleri akışına bırakmaya ve kendi özel hayatımda gördüğüm şekliyle yazmaya karar verdim. Bu yazı, daha çok bir anı olacak. Bu yazı, çizim yapmanın yaşattığı hissi ve bu hissin verdiği çocukluğa dönüş şansından bahsedecek, genel olarak iPad’in hayatı bir şekilde değiştiren tarihsel sürecini de ele alacak. iPad Pro, bilgisayarın yerini alabilir mi tartışmasından, iPad’in gerçek potansiyelini anlatan bir inceleme olmadı neredeyse. Hemen hemen her incelemenin çıkış noktası bu oldu. iPad Pro, bilgisayarın yerini alacak mı? Bu soruyu bir kenara bırakarak, incelemeye başlıyorum, çünkü bu soru yüzünden, cihazın gerçek potansiyeline bakmayı unutuyoruz.

iPad Pro, kutusundaki ilk çıktığında garip bir cihaz gibi geliyor. İncelemeler, fotoğraflar, diğer 13″ ve yakını ekranları düşündüğünüzde hayal ettiğinizde kafanızda oluşan imgeler, pek de oturmuyor. Aynı hissi iPhone 6 Plus’ta da hissetmiştim. Cihaz kutusundan çıktığı anda, ya da ilk gördüğünüz anda ilk tepki, “bu kadar büyük müymüş?” oluyor. Bu hissiyatı 2-3 gün içinde atıyorsunuz ancak bir alışma sürecini, tıpkı iPhone 6 Plus da da olduğu gibi inkar etmemek gerekir.

ipad_pro_incelemesi_dijital_kanvas_elma84-14
İki profesyonel yan yana: iPad Pro & MacBook Pro

Yavaş yavaş cihazı kullanmaya başladığınızda işler değişiyor. iPad bir anda müthiş bir tüketim cihazına dönüyor. Güçlü hoparlörü ile film ve müzik deneyimi fevkalede, internet ve sosyal medya için gerçekten kusursuz. Burada aynı ekranda iki uygulama açma özelliğinin çok yararını gördüğümü söylemeliyim. Safari ve Google Translate, Safari ve Twitter gibi kombinasyonlarla gerçekten internette gezinmek, yazı okumak çok keyifli. İlk aldığımda Spotify çalışmıyordu, sonra güncelleme ile çözünürlüğü de uyumlu hale getirildi, tam bir keyif haline geldi. Şu an bu konuda en sıkıntılı uygulamalar, Facebook, YouTube ve yıllardır iPad Pro desteğini bırak, iPad uygulaması çıkarmamış Instagram. Flow isimli 3. Parti bir uygulama kullanıyorum Instagram için, fena değil. Ancak resmi bir uygulama büyük eksiklik. Facebook ve Youtube, iPad Pro için güncellenmemiş diğer uygulamalar gibi, çözünürlük konusunda sıkıntılı bir durum yaratıyor. Tıpkı iPhone 6 ve Plus’a güncellenmeden uygulamalar gibi içerikler ve butonlar küçülmüyor, tam aksine ekranı dolduruyor. Büyük ekranı verimli kullanmıyor. Gelecek güncellemeler bu potansiyeli muhtemelen ortaya çıkaracak. Ancak şimdilik, cihaz henüz daha pek çok kullanıcının bile eline geçmeden bu konuda yorum yapmak doğru değil.

İlk deneyim sürecinde en çok etkilendiğim noktalardan biri de iPad’in oldukça güçlü ses çıkışıydı. Daha önce iPad üzerinde özellikle Spotify’ı çok kullanıyordum. Ancak kesinlikle bir Bluetooth hoparlöre bağlamak işleri daha keyifli hale getiriyordu. iPad Pro’da ise hiç bir ekstra ses çıkışına gerek yok. Ses oldukça güçlü, dengeli. Üstelik ilk defa bir iOS cihazında stereo ses deneyimi veriyor. Elinizde tutabildiğiniz cihazda bu deneyim çok güzel. Yemek yerken müzik dinlemeyi seven bir aileyiz. [Televizyondan çok daha iyi] Genelde babamın 13″ MacBook Prosundan müzik dinlerdik. Artık iPad’i kullanıyoruz. Kesinlikle çok daha dengeli yayılıyor iPad’in sesi.

Üretim tarafına geçtiğimizde ben pek çok konuda iPad’i eski iPadlere göre çok başarılı buldum. Özellikle masa başında, hafif yükselttiğinizde klavyesi fiziksel bir klavyeye gerek kalmayacak kadar başarılı. Klavyesi çok rahat, rakamlar, kopyalama / yapıştırma tuşları elinizin altında. Açıkçası Smart Keyboard’a hiç gerek görmedim. Başarısız bir fikir olduğunu düşünüyorum. Dokunmatik bir ekranda, fiziksel bir klavye kesinlikle doğru tercih değil. Mouse ve klavye kombinasyonu ve dokunmatik ekran bence birleştirilmemesi gereken bir mesele. Yazılımlar ve ara yüzleri konusunda da çok büyük bir karışıklık yaratıyor bu durum.

ipad_pro_incelemesi_dijital_kanvas_elma84-09
Bir fiziksel klavye kadar ergonomik, üretken.

iPad, yazı yazma dışında, çizim, resim işleme ve video animasyon konularında da iddialı bir cihaz. Layer mantığında çalışan, içinde pek çok aracı bulunduran grafik düzenleme, işleme ve baştan çizme için çok fazla seçenek var. Burada iOS’de klasik bir dosya yöneticisi olmamasının da faydasını gördüm diyebilirim. Çünkü işlediğim dosyayı programlar arasında kusursuz bir şekilde aktarabildim. Bu dosya olarak çıkış alıp, sonra bu çıkışı diğer programda tekrar açma mantığından daha kullanışlı, daha düzenli.

iPad için bir diğer üretim tarafı, “kamera bağlantı aparatı” ile kamera bağlayabiliyor olmamız. Bu kesinlikle bir seyahat halinde, sette, daha mobil olmamız gereken bir durumda gerçekten çok kullanışlı. Aktarım hızı da fena değil, üstelik güncellenecek aksesuarlarla iPad bu hızı daha da geliştirecek bir potansiyele sahip.

ipad_pro_incelemesi_dijital_kanvas_elma84-11
İşte Post PC devri: Her yerde, hangi işle uğraşırsanız uğraşın mobil olun.

Apple’ın ofis programları ve Microsoft Office iPad Pro için güncellendi. Ofis işleri için oldukça güzel, işe yarar halde. Blog tutanlar için de gayet mantıklı. Ben bu yazıyı şu an iPad Pro’dan yazıyorum ve kesinlikle bilgisayarı aramıyorum. Ekranı ikiye bölüp yazı yazarken bir taraftan Safari’ye bakmak, bir blogger için çok rahat. Ben özellikle Mail’lere bakarken, İngilizce yazı yazdığımda sırada Google translate kullanırken bu özelliği gerçekten çok sevdim. Mac tarafında da bu özellik var, Windows bilgisayarlarda da var, ancak bunu uygulama bazında yapabiliyor olmak, bence işi bu haliyle daha anlamlı kılıyor. Bu şekilde ekranın çözünürlüğüne göre içeriğini de adapte edebilen uygulamalar, eski çağlardaki [Bahsettiğim 90’lı yıllar ve 2000’ler] pencere stiline göre son kullanıcı için çok daha verimli.

iPad Pro ile ilgili, potansiyeli olduğunu bildiğim halde kullanamadığım bir uygulama iMovie oldu. Bu süreç içinde wetransfer ile bir ses dosyası aldım. Downloads uygulaması ile indirdim. iMovie ile dosyayı aç seçeneği çıktı. Elimdeki video dosyasıyla birleştirdim. Bu işlem için sıkıntı çekmedim. Ancak sıfırdan bir video kurgu için iMovie “Pro” isimli bir cihazda yeterli değil. Kesinlikle Apple’ın Pro uygulama ailesini de iOS’e adapte etmesi gerekiyor.Final Cut, dokunmatik arayüzle birlikte gerçekten inanılmaz olurdu. Çünkü video kurgu işi mantığında dokunmatik ekranın kullanışlı olabileceğine inanıyorum. Kesme, yerleştirme, taşıma gibi işlemler güdüsel olarak dokunma hissiyle daha kolay olabilir. Dokunmatik ekranda profesyonel anlamda video kurgu kesinlikle kullanışsız değil.

iPad Pro’nun işleri değiştiren, ona bir anda herkesi hayran bırakan tarafı ise Apple Pencil. Apple Pencil, başlı başına ayrı bir incelemeyi hakediyor. iPad Pro ilk çıktığında, gönderim süresi 1-2 haftaydı kalemin. Bu sebeple Türkiye’de ona sahip olan ilk kullanıcılardan biri olduk. Bekleme sürecinde Apple Store Zorlu Center’da deneme şansım oldu. Ancak evin rahatlığında keyfi bambaşka. Bu yazıyı sırf bu deneyimi daha iyi ifade etmek için beklettim.

ipad_pro_incelemesi_dijital_kanvas_elma84-04
Muhteşem ikili.

Apple Pencil, onu ilk duyduğumuzda Stylus gibi, Samsung’un Note serisi cihazlarda kullandığı kalem gibi, Apple’ın Multitouch ekrana ve iOS arayüz mantığına çok ters gelmişti. Pek çok Apple hayranı Steve Jobs’un 2007 yılında ilk iPhone sunumunda stylus ile dalga geçtiği anı hatırladı. Ancak bunun önyargılı bir tutum olduğunu, kalemi deneyimlediğimde anladım. Bu tam anlamıyla, çocukluğumun Monami pastelleri, Faber Castell kurşun kalemleri gibi, yağlıboya fırçaları gibi bir histi. Üstelik çizim yapmanın bu kadar beni çoçukluğuma, oralarda yatan bilgisizliğin getirdiği masumiyet ve iyilik hissine yaklaştıracağını tahmin etmezdim. İşim gereği fotoğraf çeken, videolarla uğraşan bir insanım, ancak hayata boş bir kağıttan bakmayalı, daha doğrusu o kağıda yazı ile değil de, doğrudan bir anlatımla, resimle içimi dökmeyeli çok olmuş. Bu tam anlamıyla rahatlatıyor beni, bu rahatlama hissi biz modern zaman insanları için oldukça değerli. Üstelik gencimiz, yaşlımız demeden bu hissiyatı özleyen pek çok insanla birlikte kullandım kalemi.Kalemi bir tarafa bırakırsak sadece iPad’i bile Apple’ın en kitlesel cihazı haline getiren de bu. iPad, herkesin kullanabildiği kadar basit bir arayüzde pek çok işlevi de barındıran, telefondan faklı olarak üretime de daha fazla fırsat tanıyan bir cihaz. İlk çıktığında getirilen “sadece büyük ekranlı iPod Touch” eleştirisinin, özellikle çocuklar ve yaşlılar arasındaki popülerliğini ileriye taşıyan uygulamalarla nasıl haksız çıkardığını hep beraber gördük.

Anneannem, uzun bir süredir iPad’i ile -bizim kuşağa görünüş itibariyle garip gelse de- fotoğraf çekiyor, Facebook’a bakıyor, haber okuyor, müzik dinliyor. Masaüstü bir sistemde öğrenme eşiği gerektirirken uygulamalar iPad ile 2-3 dakikalık bir öğrenme süreciyle kullanılabilir oluyor. Babaannem’in kardeşi, Sevgili Tülin teyzem, kendisi 80 yaşında. Bu yaştan sonra ben televizyon izleyerek bunarım dedi, çocukluğunda mandolin çalarmış, bundan yola çıkarak 2-3 senedir piyano dersi alıyor. Kursun en yaşlı öğrencisi, Babaannemle birlikte bir süreliğine yanımızdalar. Babaannem iPad’le çizim yapıyor, teyzem  GarageBand’le piyano çalıyor. Gerçekten tuşları var gibi geliyor diyor. Hatta bir ara aynı cihaz olduğuna inanamadılar. Televizyon da çıkar mı dediler, fotoğraf çektiğini de gördüler, “Kocaman” çekiyormuş, ne çektiğin görülüyormuş, radyosu her şeyi çalıyormuş. Yine o ‘”bilgisiz ve bundan kaynaklı masumiyeti” bir yaşlıda, bir çocuk edasıyla seziyorum. 1940lı yılların gençlerinin gözünden bakınca ben de aynı masumiyetle etkileniyorum. Biraz da kendim için bile ne kadar doyumsuz olduğumu düşünüyor, daha da doyumsuz hale gelecek 2000’ler çocukları için bir parça endişeleniyorum. iPad işte sırf bu yüzden, bence Apple’ın en geniş kitleye hitap eden cihazı. Yaşlılar ve çocuklar için tam bir sihir kutusu, biz bu zamanın söz konusu kuşağı için de artık üretim de yapabilen bir cihaz.

ipad_pro_incelemesi_dijital_kanvas_elma84-01
Kuşaklar arasındaki sınırlar kalkıyor…

Şimdi bu deneyime, en güzel haliyle bir kalem eşlik ediyor. Daha önce başka üreticilerin çözümleri olsa da ilk defa resmi olarak iPad, bir kalem kazanıyor. Apple Pencil, bana, gerçekten uzun süredir hissedemediğim, hissetmeyi umduğum, Apple ürünlerindeki doğal, organik, sanki cihazları, arayüzleri  daha doğduğumuzda öğrenmişiz gibi gelen duyguyu verdi diyebilirim. Apple’ı bu günlere getiren, deneyim budur. Çünkü pratikte bu şekilde insana “organik” gelen, cihazları “elektronik” araç gereç olmaktan çıkaran, çocuk / genç / yaşlı, engelli, eğitimli, okumuş ya da okumamış  hiç farketmeden bilgisayarı kişisel ve hayatın değişmez bir parçası kılan deneyimlerle Apple bilinen ve kolay değiştirilemeyen bir marka oldu. Ancak maalesef uzun bir süredir, yeni kategorilerde yeteri kadar bunu hissedemiyoruz. Kendi deneyimlerinden dolayı hala diğer markalara göre bu kalite standartını en çok veren firma Apple, ancak Apple Watch ve Apple TV’de bir parça eksik olduğunu düşündüğüm bu hissi, Apple Pencil tekrar yakalıyor.

ipad_pro_incelemesi_dijital_kanvas_elma84-03
Kuşaklar arasındaki sınırlar kalkıyor…

O zamana kadar görenlerin “iPad’in büyük ekranlısı” gözüyle baktığı -ki bence kullanırken bu yorum da doğru değil, tıpkı ilk nesil iPad için yapılan büyük ekranlı iPod Touch yorumu gibi- iPad Pro bambaşka bir cihaza dönüşüyor. Burada kalemin tasarımının da etkisi çok büyük. Kesinlikle elektronik bir cihaz gibi değil. Tuşu yok. Açma kapama mekanizması yok. Şarj edilmesi dışında elektronik bir cihaz olduğunu hatırlatacak hiç bir durum yok. Üstelik yazılım tarafında da “stylus” gibi arayüzüne kalemle müdahale edeceğiniz bir uygulama da yok. Apple Pencil, sadece kalem olması için var. Bu onu diğer ürünlerden farklı bir yere götürüyor.

Ben profesyonel olarak çizim yapan biri değilim. Ancak resim çizmenin, çocukluğumu hatırlatması, yazı yazma gibi boş bir kanvasın üzerinde bir duyguyu yansıtma ve aktarma şansı vermesi, onu bu yaşlarımda da bir terapi seansı haline getiriyor. Kesinlikle birşeyler çizmeyi özlemişim hatta daha doğrusu özlemişiz. Kalemi eline alan her kim olursa olsun, doğallığından olacak, elinden bırakamıyor. İşin değişik tarafı, bir çocuk ya da yaşlı için, yani dijital bir medyumun ayrımını yapamayacak düzeyde, sınırlı bir bilgi sahibi için daha da dramatikleşiyor.

ipad_pro_incelemesi_dijital_kanvas_elma84-02
İşte yaratıcılık: Kağıtlar, iPad Pro; boya kalemleri ise Apple Pencil oluyor.

Apple Pencil’ın hissiyatını bana en iyi anlatan, bu incelemeyi de değiştiren bir kez daha Anneannem ve Babaannem oldu. Babaannem, kalem kullanıp birşeyler karaladı. Daha sonra eliyle sildi çizdiklerini. Elini kaldırdı. Babaanneme neden dercesine baktım. Elinin boyandığını düşünmüş. İster istemez bakmış. Anneannem, hemen hemen yakın bir tepki verdi. O da resim yaparken avuç içine baktı. Güldük ama şaşırmadık. Kesinlikle bu hissiyat özellikle yaşlı ve çocuklarda mümkün. Benim verdiğim, annemin ve babamın verdiği tepkiler de aslında bundan farklı değildi. Hemen hemen herkes, çizim yaptıktan sonra kalemi ters çevirip, arkasıyla çizimi silmeye çalıştı. Kalemin tasarımında da böyle bir his gerçekten var. Bu biraz eksiklik gibi geldi bu kadar organik tasarlanmış bir ürün için.

Uygulamalar içinde en sevdiğim Zen Brush oldu. Müthiş bir rahatlama hissi, o boyaların, mürekkebin akışı ile tarifsiz bir haz alıyorum bu programın arayüzü ve fırçalarıyla. Profesyonel olarak Adobe sketch ve Adobe Draw da var. Sketchbook, Pixelmator gibi Layer mantığına kullanan uygulamalar da işe yarıyor. Oldukça fazla fırça çeşidiyle Procreate çizim işini profesyonel bir şekilde yapan biri için işlevsel olabilir. Ben Paper’ın renk karıştırma arayüzünü çok seviyorum. Ama sanki daha çok not almak için tasarlanmış gibi geliyor bana Paper. Bu arada Apple’ın kendi notlar uygulaması da özellikle ilginç cetvel kullanımıyla gayet yeterli. Pek çok program hem kalemi hem eli aynı anda algıladığı için bambaşka bir hissiyat veriyor. İşi iyice doğallaştırıyor. Bir elinizle cetveli tutup diğeriyle kalemi kenarından düz bir şekilde kaydırabiliyorsunuz. Gerçekten fiziksel olarak bir cetvel var gibi. Neredeyse “tehlikeli” boyutta bir gerçeklik hissi.

ipad_pro_incelemesi_dijital_kanvas_elma84-13
Gerçek bir kalem & cetvel. Olması gerektiği gibi.

Avuç içini algılamaması, en ufak bir gecikme olmaması, açıları algılaması, milim farklılıkları, bastırmaları en ince şekilde algılaması, onu şu an hemen hemen dijitalleşen herşeyde olduğu gibi analog versiyonuna  en yakın, en kayıpsız kaleme dönüştürüyor. Analog ve dijital arasında işin fiziksel kuralları gereği hep olacak fark, ilk defa yine farkedebileceğimiz algı eşiğinin altına düşüyor. Dijital, zaferine bu kalemle bir yenisini daha ekliyor. Kusursuz bir kalem ve bu kusursuzluk ilk defa diğer çizim kalemlerine göre “ulaşılabilir” oluyor.

iPad Pro için aksesuarlar sınırlı. Ben silikon kılıf ve Smart Cover aldım. Arkasını beyaz önünü gri seçtim. Güzel bir kombinasyon oldu. Bu arada diğer incelemelerde görmediğim bir detaya şaşırdım. Smart Cover’ın sağ tarafı, yani iPad’e bağlamadığını tarafı Apple Pencil’i tutuyor. Tam olarak bunun için tasarlanmış gibi. Kalem bu şekilde çok rahat taşınıyor. Oldukça da hoş gözüküyor. Bu detayı atlamamak gerekir. Şarj konusunda ise arka kapağa dikkatli olmak lazım. Kaybolmaya oldukça meyilli. Kısa sürede şarj oluyor olması ise fotoğraflarda komik gözüken şarj şeklini bir parça uygulanabilir kılıyor. Çok da garip durmuyor kısa süre için.

ipad_pro_incelemesi_dijital_kanvas_elma84-07
Apple Pencil.

Genel olarak iPad’in kullanım süresi iPad Air 2’ye göre bir miktar az buldum. Ancak çok yoğun bir kullanımda bile tüm günü çok çok rahat çıkarıyor. Üstelik 3G üzerinden bağlandığım halde pil konusunda bir sıkıntı yaşamadım. Bir dizüstü bilgisayarla kıyaslanamayacak kadar iyi.

Kullanım senaryolarına göre iPad, pek çok kullanıcı için bir çok işlemi başarıyla yerine getiriyor. iOS 9 henüz tam anlamıyla yeterli değil, ancak sadece içerik tüketimi değil üretimi için de pek çok işlem için gereken özellikleri bünyesinde taşımaya başlamış gözüküyor. Burada iOS9’un özelliklerini daha çok kullanabilen 3. Parti uygulamalar, Final Cut, Adobe Premier gibi daha profesyonel uygulamalar en büyük eksiklik. Apple’ın artık geliştiricileri bu konuda ikna etmesi, kendi profesyonel uygulamalarını da iOS’e taşıması gerekiyor. Fakat bu sürece kadar da iPad, bence olabilecek en karmaşık durumlar için en basit çözümleri herkese hitap eder bir şekilde bu sefer daha da doğal yollarla vermeyi başarıyor. Çocukluğuma geri dönme arzumu, bu arzunun altında yatan özgürlüğe, kaygısızlığa ve sorumsuzluk hissine yatan açlığı, eğlenceli bir şekilde doyurmaya yardımcı oluyor. Bu his, bu büyük şehirlerin, bu büyük mücadelelerin ve endişelerin biçimlendirdiği insan için bir kağıt kalem kadar yakın, Fakat artık kimimiz için kağıt kalem bile fazlasıyla Zaman alan bir “uğraş”. iPad Pro ve Apple Pencil, kağıdın ve kalemin yerini alma iddiasıyla, eski bir duyguyu pilli hale getiriyor. Hayallerimizi gerçekleştirmek için, beyinlerimizi şarja takacağımız zamanlar galiba torunlarımızı bekliyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Reklamlar